AYNA

AYNA

Şimdilere gelse muhtemelen konak diye anılırdı, çocuk yaşlarımda bendeki adı anneannemlerin kocaman evi...Çok seviyorum bu evi. Pek çok yerinde oyun köşelerim var. Bol bol evcilik oynuyorum. Bazen camekânlı odaya çıkılan iki merdiven basamağındabazen de salondaki konsolun altında, içine girip oturabildiğim kendimce odacığımda...

Oyun köşelerimden biri de anneannemlerin yatak odasındaki tuvalet masası. Kocaman aynaları var. Ortadaki en büyük, yanlardakiler biraz daha küçük. İşte onlar büyülü sanki. Hareket ediyorlar ve oyun başlıyor. İlk kim göstermişti emin değilim. Dedem mi anneannem mi? Belki de dayım... Hatırlayabildiğim en eski çocukluk anılarımda bile var. Yandaki kanatlar öne doğru yavaş yavaş kaydırıldığında önce iç içe çoğalan kendi görüntülerim, sonra dikkatli bakınca üç, beş, on çoğalan herşey...

Evimizden anneannemlere gitmek uzun sürüyor. Kırmızı belediye otobüsüne biniyoruz. Yolda hiç sıkılmıyorum. Evlere, dükkânlara, sokaklara baka baka gitmek çoğu kez hayaller kurmak hoşuma gidiyor. Annemle sabah kahvaltıdan sonra çıkıp, hava kararmadan dönüyoruz evimize.

Her seferinde oyun köşelerimde biraz biraz oynuyorum. Ama en eğlencelisi ayna. Ev büyük beni arayabilirler. Yatak odasına girerken haber veriyorum. Bu oyunda dikkatli olmam gerek. Aynalar çatlayabilirmiş. Aynanın çatlaması ne demek biliyorum. Salondaki konsolun aynası çatlamış, uzun çizginin üstüne ressam Kerim Dayı çiçekler boyamış. Bir tane de yan odadaki dolap kapağında var çatlamış ayna. Yine çizginin üstünde küçük çiçekli bir dal.

Aynanın önünde camın altında fotoğraflar duruyor, üstünde de anneannemin eşyaları... İçinde kolyeler, tokalar olan güzel bir kutu, küçük şişeler, bazen de ruj... Aynanın kanatları hareket edebilsin diye eşyaları ortada topluyorum. Kanatlar yavaş yavaş öne doğru gelirken önce saçımın bir yanında takılı küçük beyaz kurdeleyi görüyorum, sonra aynısını diğer tarafta da fark ediyorum. Başım çoğalıyor, kurdeleler dizi dizi oluyor. Ya kollarım? Onlar da çok ama çok oluyor. Neye bakacağımı şaşırıyorum. Anneannemle dedemin duvardaki resmi de girmiş aynanın içine.

Artık on yaşındayım. Yol geçecek diyorlar. Nasıl bir yolsa bahçeden geçiyormuş ama, o kocaman evin de köşesini alıp götürecekmiş. Anneannemler evin yerine apartman yapılana kadar büyüklü küçüklü, çoğu bahçeli evlerin olduğu mahalleden taşınıyor. Bizim evimize çok yakın cadde üstünde bir apartmana geliyorlar. Galiba en çok ben üzülüyorum kocaman evin yıkılacağına. Çok paraları oluyor anneannemlerin. Çok da evleri olacakmış apartman yapılınca.

O kadar yakın ki yeni ev,annem kendisi gelmediğindebeş yaşındaki kardeşimi alıp gitmeme bile izin veriyor.Apartman dairesiama bizimkinden büyük. Daha çok odası var. Bildiğim, farkında olduğum pek çok eşya taşınıyor, sığıyor yeni eve.Beşinci kattalar. Anneannemlerin yatak odasından denizi görebiliyoruz. Ahşap yatak, dolap, komodin ve de tuvalet masası... Hepsi geldi bu odanın eşyalarının.

Kardeşime gösteriyorum tuvalet masasının aynasıyla oynamayı. Onunla da pek çok kez yanlardaki elips şeklinde aynaları ileri geri kaydırarak türlü türlü görüntülerimize bakıyoruz. Aynı anda vücudumuzun hem yanlarını hem arkasını görebilmek, içi içe geçen görüntülerimiz, odadan görüntüye dahil olan, çıkan eşyalar her seferinde ikimize de eğlenceli geliyor.

Üç yıl sonra tarihî evin yıkımına sebep olan yol bitiyor. Şehri baştan uca geçen Samsun’un ilk bulvarı tamamlanıyor. Bahçenin kalanına yapılan apartman da bittiğinden bu sefer hep birlikte taşınıyoruz. Anneannemler, biz, yeni evlenen dayım, hepimiz aynı apartmandayız.

Apartmana geçişle birlikte yenilenen pek çok eşya var ama anneannemlerin ahşap yatak odası takımı değişmiyor. Dedem çok sağlam ve kıymetli olduğunu söylüyor. Ceviz ağacındanmış. Neyse ki tuvalet masası ve aynası da zarar görmeden yeni odasına yerleşiyor.

Lise yıllarında çocukluğumdaki gibi oyun kurup hayallere dalmasam da fırsat buldukça uzun uzun inceliyorum tuvalet masasını ve aynalarını. Artık aynaların tek başına ayakta durmadığının farkındayım. Üç santim kalınlıkta kendileriyle aynı şekil ve ölçüde ahşapların yüzeyine takılmışlar. Sağ ve soldaki aynaların üstünde, aynaları ahşaba sabitleyen dörder tane küçük metal parça görünüyor. Elips şeklindeki bu yan aynaların hareket etmesini iki küçük metal menteşe sağlıyor. Metal dediğime aldanmayın, aynayı tutan tırnaklar da menteşeler de öyle parıl parıl parlamıyor. Koyu kahve rengi ahşaplarla gayet uyumlu, muhtemelen ciladan da nasibin almış olarak  aynalarla birlikte kibar kibar salınıyorlar. Aynaların üstünde koyu gri ve bakır renginde lekeler oluşmaya başlamış. Neyse ki kenarlardalar. Hareketli oldukları için yan aynalar başrolde gibi görünse de bakışlarımız ilk önce ortadaki büyük aynada esasında. Büyük diyorum çünkü  yanlardan otuz beş kırk santim daha yüksek, genişliği de neredeyse ikisinin toplamı kadar. Üst köşeleri yuvarlatılmış ama altı düz tuvalet masasına doğrudan oturuyor.

Aynayı lise yıllarında her nekadar detaylı incelesem desonrası olmasa sanırım böyle anlatamazdım... Sonrası dediğinizi duyar gibiyim, anlatayım: Çocukluğumda başlayan mobilya ve evlere, türlü türlü mekânlara ilgim, detaylara takıntım boşa çıkmadı. Üniversitede mimarlık öğrencisiydim artık.Teknik resim dersinin ilk ödevinde klasik ahşap parkeleri balıksırtı milim milim çizdikten sonra nesneleri, malzemeleri daha da detaylı inceleyen birine dönüşmüştüm. Tabii anneannemin tuvalet masasına da başka gözlerle bakıyorum artık... Evet, daha da ayrıntılı...

Çocukluk, oyunlar derken daha çok aynasından bahsettim ama tamamını anlatmazsam kesin haksızlık olacak. Bir kere anlaşalım, adı masa ama önünde duran, ahşap gövdesi minderinin yanından yukarı doğru yükselerek sizi saran pufa oturduğunuzda ayaklarınızı uzatacağınız kadar bile boşluk yok alt kısımda. Tamamen dolap. Karşıdan bakınca üç eşit bölüme ayrılmış gibi. İki başta birer tane kapaklı bölüm, ortada iki çekmecenin üstünde camlı kısım. İki küçük camdan biri diğerini üstüne kaydığında içeri ulaşabiliyorsunuz. Aynı camlar yıllarca ahşap yuvalarının içinde gide gele zamana meydan okumuş. Bu camların çerçevesiyle birlikte çıkarılıp temizlenebildiğini yıllar sonra kendi evimde anneannemden öğrenecektim. Ailede benden başka kaç kişi biliyordu acaba?

Tüm yatak odası takımının ceviz ağacı kullanılarak yapıldığından söz etmiştim. Gomalak cilalı ve koyu kahverengi görünümlü olduğunu da ilave ederek tuvalet masasının dolap kapakları ve çekmecelerine geçebilirim. İki başta bulunan simetrik görünümlü kapaklar aynada olduğu gibi gövdeye yine zarif menteşelerle bağlanmış. Menteşeler dış kenarlarda. Kapakların menteşeli kenarlarındaki yuvarlatılmış yivli masif parçalar tuvalet masasına ayrı bir zarafet katıyor. Üst üste konulmuş iki “S” harfinin arasında bir de “C” harfi varmış ve âdeta çekiştirilerek uzatılmış gibi görünen ahşap oyma parçalar kapakların yüzeyini süslerken, çekmece yüzeyleri dümdüz. Kulpları anlatmadan geçemeyeceğim. Öyle sağlamlar ki. Üstelik vida somun hiç bir şey görünmeksizin dört santim çapında bir santim kalınlığında oyması kakması olmayan daire şeklinde ahşaplar kapaklara monte edilmiş, ne kıpırdıyor ne sallanıyor.

Tuvalet masasının ayakları bile çok zarif. Yerden yükselttikleri için ayak dedim ama esasında altta önde iki kenarda yatay uzanan ahşap parçalar. Üzerinde yine yuvarlak formlar, oymalar... Arkada görünmeyenler muhtemelen takoz formundalar. Ama  olsun bunca detay, el emeği oymalar, kakmalar hiç gerek yok daha fazlasına. Başta da bahsetmiştim ya masanın üstünde kalın bir cam var. Tuvalet masanın ahşabını çok güzel koruyor.  O kadar mı? Albüm gibi; altında ailenin vesikalıkları, özenerek çektirilmiş nikâh, düğün, nişan fotoğrafları... Biz büyüdükçe  ailemiz de büyüyor, fotoğrafların sayısı artıyor... Artacak da...

Fakülteyi bitirip çalışmaya başlıyorum. Kardeşim üniversiteiçin İstanbul’a gidince annem ve babam Ankara’ya taşınıyor, birlikte yaşıyoruz. Samsun’daki apartmanda anneannemler, dayımlar, teyzemler yaşamaya devam. Bayramlarda, özel günlerde toplanıyoruz yine cümbür cemaat.

Yine bir bayram hem de çok özel bir gün...

Anneannemin yatak odasında aynanın karşısında hazırlanıyorum. Önce kıyafetler: Ankara’da onca mağaza gezdikten sonra bedenime göre zar zor bulduğum mavi yelek ve ceketin altına annemin diktiği krem rengi eteği giyiyorum. Saçıma kuaförde basit bir fön çektirmişim, hafif de bir makyaj yaptım mı hazırım galiba. Kuzenlerim, teyzelerim ara ara gelip kontrol ediyor. Herkes mutlu bir telaş içinde. Heyecanımı dizginlemek için yalnız kalmaya çalışsam da ziyaretçilerimin mutlu telaşı, kısa sessizliklerin arasındasık sık cıvıltılarla dolduruyor odayı. En son anneannem geliyor. Artık hazırım ama çocukluk alışkanlığımla illa aynanın kanatlarını hareket ettireceğim. Saçıma eteğime ceketime yandan, arkadan, önden aynı anda bakmak çok pratik oluyor.Birden anneannemle aynada göz göze geliyoruz. Aynadaki o buluşma ne çok anlamla yüklü... Şaşkınlıkla bir kaç kez kaçırsam da bakışlarımı, her dönüşte farkındayım; o neredeyse hiç kıpırdamadan derin derin izlemekte beni. İlk torun, ilk mürüvvet... Belki de bakışlarının şifresi. 

          -  Küçüklüğünden beri çok seversin bu odayı. Düğün hediyesi olarak ister misin? Kullanır mısınız?

Hiç tereddütsüz verdiğim evet cevabı, nişan töreninden öte yeni bir heyecanın sesli hali... Aslında bir aile kurmaya adım attığımızı o anda birdenbire hissetmek, o eve geçmişten koca bir iz taşımak... Bakışlarımız aynada ne kadar süre daha kesişti bilmiyorum. Dillendirmek zor olsa da kesin bir şey vardı ki çok ama çok yüklüydü o an. Anılar, dilekler, hayaller, çokça sevinç, biraz hüzün ve diğerleri...

 

08.09.2020

Özlem DENGİZ UĞUR