EŞEKLER AYAKTA UYUR
Henüz uyandırılmıştım. Sıcak yataktan ayrılmak ne zordu. Zorlukla giydim çoraplarımı, pantolonumu, gömleğimi. Yaz olsa da serindi gece vakti. Beremi geçirdim kafama.
"Ben gitmesem ana"... "Olmaz yavrum bak herkes hazır, seni bekliyor" diyor. “Siz gidin ben arkanızdan geliyorum”. Ama ağabeyim yemiyor numaramı. “Hadi hadiiii geçen gün de aynı şeyi söyledin ama gelmedin ardımızdan, sabaha kadar seni bekledik”.
Çare yok gitmekten başka. Keşke yağmur yağsaydı, o zaman vazgeçerdi babam. Kahvaltı çıkını hazırlanıp sepete konmuş. Eşeğimiz uyandırılıp ahırdan çıkarılmış, semerlenmiş. Sepetler yüklenmiş iki yanına. Ortasına konan minderin üzerine yardımla oturabiliyorum. Yuları tutacak halim yok, bağlıyorum semerin kaşına. Elimdeki değneği de sepetlerden birine koydum. Ağabeyimin elinde en önde giden lüks lambası... peşinde yürüyen ailem... ardında eşeğim. Yolu biliyor aslında aylardır gidip geldiği yol, ben de öyle. Etraf karanlık, gökyüzü binlerce milyonlarca yıldızla dolu. Kasabalar, köyler arasında tarlalarda lüks lambaları ateş böcekleri gibi. Ova koca bir şehir âdeta. Herkes tarlasında. Eşeğin adımlarının ritmi ninni gibi geliyor bana. Sallanan ayaklarım ayaklarını, başım başını takip ediyor. O yol alıyor, ben de. Kafam ileri geri hareket ederken yana düşmeye başlıyor hafiften. Uyanıklıkla uyku arasındayım. Gitgide uyku ağır basıyor. Ne zaman uyuduğumu bilmiyorum, farklı bir adımda bozulan ritmle uyanıyorum bir an. Sonra yine uyku tarafına geçiyorum. Bu gidip gelmeler onlarca defa tekrarlanıyor tatlı tatlı. Sert bir sendelemeyle eşeğin boynundayım, ayağım kaşa bağlı yulara geçmiş. Koşuyor babam, yardımıyla tekrar oturuyorum tahtıma. Meğer bir hendekten geçerken ayağı takılmış eşeğimin.
“Uyuma oğlum” diye uyarıyor babam.
Mümkün mü uyumamak... Kaldığım yerden devam, tarlaya varıncaya kadar. Tarlaya varış ve tahttan hüzünlü iniş. İş gömleklerimizi giydiğimizde hazırız çalışmaya. Eşek mutlu. Babam bağlıyor onu yandaki boş tarlaya. Otlayabilir, uyuyabilir keyfince. Ha bu arada eşekler ayakta uyur. Küçük orta kırıyoruz bugünlerde, diğer adıyla uç altı. Kucak dolusu tütün sepetlere doluyor. Yapraklar kütür kütür tazecik, dokununca düşüyor elimize. Lakin parmağım dolanıp kalıyor köke ve kalıyorum öylece poz verir gibi. Yan sırada hızla geçen kardeşimin yaprak kırma sesine uyanıyorum. Çat çat çat, çatır çutur… Üç beş kök sonra yine kalıyorum öylece sol elim göğsümde tütün demetini sıkıyor, sağ elim köke tutunmuş.
“Uyuma oğlum” diye sesleniyor babam, "Bırak kökü!"
Gün ağarmaya başlıyor doğudan. Lüks lambaları sönüyor birer birer. Koca şehir yok oluyor âdeta. Meğer serapmış. Hava serin, ben uykulu. Bilmem kaçıncı uyarıdan sonra sesleniyor babam:
“Yatırın bu çocuğu!”
Sıralar arasına serilen birkaç kat teliz bezi üstüne uzanıyorum. Yastığım saman dolu, eşeğin yem torbası, üstünde minderim. Üstümü örtüyorlar fazla giysilerle. Isınmak iyi geliyor. Ağaran göğe boş gözlerle baktığımı hatırlıyorum. Gözlerim kapanmadan, göğe yükselen tütün kökleri arasında kendimi sık bir ormanda gibi hissediyorum. Yıldızların gökyüzünde daha uzaklara gittiğini veya uçarak uzaklaştığımı hissediyorum hayal meyal. Güneş birkaç adam boyu yükseldiğinde ısınıyorum iyice. Dönmeye çalışırken koluma bacağıma dolanan tütün köklerini fark ediyorum dibimde. Elli santimi bulmayan sıra arasında ne tatlı uyumuşum. Kalkıp geriniyorum uzun uzun.
“Hadi bakalım, çok uyudun” diyorlar, “Biraz çalış!”
İbrikteki sudan yüzümü yıkayıp katılıyorum aileme. Sonra yarış başlıyor kim daha hızlı kıracak?! Bir babamı geçemiyorum, o çok hızlı. Sepetler tütünle dolup taşıyor. Dönerken benim tahtımda dört köşesi bağlanmış, aralardan yapraklar fışkıran teliz torbası oturuyor. Eşeğin işi zor eve kadar. Hızlandıkça hızlanıyor yükün ağırlığından, biz peşinde koşarcasına.
Eve dönüşte ellerdeki katranı çıkarmak kolay değil. Kahvaltı sonrası tütün yaprakları ipe dizilmeyi bekliyor. Çardak altında, radyodan yayılan türküler eşliğinde akşama kadar iğnelere dizilerek iplere aktarılacak. Sol koltuk altına sıkıştırılmış iğneye gidip gelen sağ el her defasında bir veya birkaç yaprağı iğneye geçiriyor zarp zarp… Saatler sonra bile fotoğraf çekilircesine duran aile bireylerini görmek işten değil. Belki bir sesle belki de eline batan iğneyle benildeyip uyanır biri ahhh diyerek. Zaman zaman birileri kaybolurdu yatağının derinliklerinde sessizce birkaç saatliğine. Akşam olup tüm tütünler son yaprağına kadar dizilip asıldığında, işte eller asıl o zaman yıkanacak titizlikle. Temizlik yapılıp, giysiler değiştirilecek ve boy gösterilecek köy meydanında. Oyunlar oynanacak, sohbetler edilecek dar akşam saatlerinde. Yemek sonrası yatakla muhteşem buluşma, en mutlu son. Başımı yastığa koyduğumda değil, başım daha yastığa doğru düşerken uyurdum o günlerde. Rüyalar kışların lüksü!..
Kasım 2020