ESKİMO
Serçe gibiydiler. Bir lokmacık. Saçları çokluk sıfıra vurulmuṣ. Üst baṣları eski, pantalonlarının dizi delik, gömleklerinin dirsek yerleri tiftik tiftik. Kimbilir kaçıncı el! Hepsininki de ya haddinden fazla büyük ya da sanki içlerinde unutulmuṣlar da öylece büyüyedurmuṣlar gibi küçük. Eteklerini pantalonlarının içine tıkıṣtırdıkları süveterleri olmazsa olmazları. Onlar belli, capcanlı renkleriyle anne elinden çıkmıṣlar, sadece soğuğa karṣı değil dıṣarının hoyratlığına karṣı da sarıp sarmalamak için örülmüṣler. Hepsinin ayağında kara lastiğin en kalitesizi, mavili yeṣilli, kendinden desenli plastik ayakkabılar. Yüzleri çilli, yüzleri kirli. Duruṣları kavruk. Ama bakıṣları tertemiz. Okul bahçesine buldukları her boṣluktan girmeyi baṣarıyorlar, demir parmaklıkların üzerinden, bahçe duvarlarındaki herhangi bir açıklıktan. Neredeyse boylarının yarısına gelen o mavi tahta kutular çelimsiz omuzlarına asılı iken beceriyorlar bunu bir de.
Okul bahçesine öğretmenler farketmeden girdiler miydi, iṣleri kolaydı. Mavi kutuyu görünce baṣlarına üṣüṣüveriyorduk. Bir nevi ilkel buzluktu mavi kutu. Mavi kutunun içinde en üstte rengi dönmüṣ havlu, havlunun içinde buz,onun altında sıra sıra meyveli buz: Eskimo. Meyve suyundan mamul, hemen hemen 5-6 cm yüksekliğinde, 2 cm çapında silindirik buz küpü. Şimdiki hazır dondurmaların sentetik aromalı meyveli çeṣitlerinden bin kat lezzetli.Tek tek yağlı kâğıda sarılmıṣlar. Özenle mavi kutuya istif edilmiṣler. Limonlusu, çileklisi…Tanesi 1 lira mıydı, 5 lira mı?
Nereden alıp da satıyorlardı eskimoları? Anneleri evde hazırlıyordu da, bunlar da erimeden satmak için bir okul bahçesinden diğerine uçup duruyorlar mıydı? Bu kısımla ilgili bir sorun, ṣüpheli bir merdivenaltı durumu olmalı. Yoksa öğretmenler niye kovalasın buncağızları durup dururken? Ṣimdi çocuklarımız alıp yese aklımızı oynatırdık kesin, ama o zaman eskimoları birer ikiṣer hüpletirken nereden geldikleriyle, ne ṣartlarda yapıldıklarıyla, içindekiyle kafamızı hiiiç karıṣtırmıyorduk. Onlar okul bahçesine kaçak giriyor, biz eskimoları kaçak satın alıyorduk. Yetiṣkinlerin kurallarına karṣı çocukların dünyasında yazılı olmayan, tamamen içgüdüsel, büyüdükçe unutulan bir iṣbirliği sözleṣmesi vardır belki de, biz de ona uyuyorduk çocuk olduğumuzdan.
O mavi kutuların da bir hikâyesi olmalı. Çocuk mavi kutunun iki katı boya eriṣtiğinde, marangoza sipariṣ mi veriliyordu? Ya da çocuklar büyüdükçe ve daha kalıcı iṣlere girdikçe, mavi kutu da kıyafet gibi geriden gelene mi devroluyordu? İçindekilerle beraber hayli ağır olacağını tahmin ettiğim o ilkel buzluk bir büyüme sembolü müydü? Omzuna asıp da ilk gün sokaklara düṣen çocuk, heyt be, artık ben de varım bu âlemde mi diyordu yoksa taṣıdığı ağırlığın altında ruhu daha da kırılıp örseleniyor muydu - kimseler farkına varmadan?
Tenefüsleri kollayıp okul bahçelerine konan serçeler gibiydiler. Gizlemeye çalıṣsalar da çocuk ürkekliklerinde, bir lokmacık. Mavi kutularındaki eskimoları eritmeden satıp eve para götürmekti dertleri. Eskimoları satın alan öğrencilere bakıp ben niye onlarla burada değilim demediler mi ki hiç? Bizler eskimoları gizli gizli alma çabasında çocuklardık, bilemedik fazlasını. Okul bahçesinde onları her gördüklerinde yarıṣtıran öğretmenler de bizleri korumakla çok meṣguldü, onların da akıllarına o yüzden gelmedi belki. Belki de mavi kutuyu yüklendikleri o ilk gün cıvıltılarını da evde bıraktıklarından, kimsenin malumu olamadılar.
Serçe gibiydiler, okul bahçelerinden– sessiz - geçip gittiler.
Şubat 2021, Hermanus