FOTOROMAN

FOTOROMAN

“Cüzzam hastanesinin hemen karṣısındaki ihanının dalgın sekreteri o sabah çantasında anahtar ararken irket mührünü düṣürüp kaybetmeseydi, belki de irketin ortağı iki kardeten birinin baba yadigârı tabanca ile vurulmasına, diğerinin bu yüzden mapus damına düṣmesine sebep olacak, nihayetinde ailenin maddi manevi varlığının köküne kibrit suyu ekecek olaylar silsilesi de balamayacaktı.”

Al, buyur! Daha ilk cümlede içim ṣiṣti. Gazetenin verdiği uyduruk fotoroman eki böyle baṣlıyor, iyi mi! Uzun zamandır ne televizyon seyrediyorum ne de gazete okuyorum, sırf bunun gibi üçüncü sayfa haberlerini duymayayım, görmeyeyim, sürekli ṣaṣıp kalmakla kafayı kırmak arasında bir yörüngede dolanmayayım diye. Ama ne mümkün!

Vapuru kıl payı kaçırmasaydım!.. Baktım, bir sonrakine  daha dünya zaman var,  oyalanmak için iskelenin önündeki büfeden bir gazete alayım dedim. Gazeteyi okumam ya, eki en bol olanını seçtim o yüzden. Ama gel gör, fotoromanda bile kurtuluṣ yok, insanın beynine hayat ne berbat, herkes ne kötü diye kazımak, kendi küçük sevinçlerini kursağında bırakmak için cümle alem elbirliği etmiṣ sanki. Zaten bedbin bir millet olup çıktık, herkesin yüzünden düṣen bin parça. Bir ṣey değil bunları gördükçe,okudukça, iyiliğe dair ufacık umut kırıntısı da bir uzak yıldız gibi sönüyor içimizde.

“Ama kader dedikleri bir garip tesadüfler zincirinden baṣka nedir ki?”

Patlat silahları, kıytırık bir mühür yüzünden birini öldür, bir baṣkasını hapse gönder, sonra suçu kadere yık. Oh, ne ala! Yok ama, uyduruk bir hikâyenin keyfimi kaçırmasına izin vermeyeceğim. Güne güzel baṣlamıṣım. Dıṣarıda mis gibi bahar havası. Vapuru kaçırdıysam bir yere yetiṣecek de değilim, öylesine düṣmüṣüm yollara. Milyon kolu, milyon bacağıyla İstanbul kıpır kıpır bir masal yaratığı gibi yine baṣdöndüren bir hareket halinde. Boğaz yanıbaṣımda, tüm edasıyla uzanıvermiṣ köpük köpük; ilk baharın erguvanî çerçevesinde âdeta paha biçilmez bir sanat eseri. Bugün keyfimi hiçbir ṣey kaçıramaz.

Yalnız yanımdaki teyze iyice kaptırdı kendini. İlkin omzumun üzerinden gözünün ucuyla çaktırmamaya çalıṣarak bakıyordu, ṣimdi açıktan açığa okuyor. Neredeyse baṣını omzuma yaslayacak, mübarek! Sayfayı çevireyim diye bekliyor hatta, tam da ṣu an.

Sabırsızlansın, bakalım, biraz: Sekreter kızın düṣürdüğü mühürü ele geçiren kötü adam kim? Yoksa sekreter kız da bu kumpasın içinde mi? Katil kim? Kim kime âṣık? Nı-nı-nı-nııın! Eki katlayıp koyuyorum diğer yanımdaki boṣ koltuğa. Teyzeyle gözgöze geliyoruz. Yüzünde hayal kırıklığı… Bünyeye zarar diyorum, kendi kendime konuṣurken diṣlerimin arasından.

Bulmaca çözsem vakit geçer mi? Fotoromanı yarım bırakarak yarattığım hayal kırıklığını bulmacayla telafi edebilir miyim? İlave ek…Su ma…Baryumun simgesi ba…Fotoğraftaki sanatçımız…Teyze daha fazla dayanamıyor: “Özay Gönlüm”! Ṣimdi artık teyze cevabı bilmekten memnun, gülümsüyor. Kareleri, mürekkebi iṣaret parmağıma bulaṣan tükenmez kalemle doldururken ben, biraz önce saçma fotoromanın yaratmak üzere olduğu gerginliği unutmuṣ gülümsüyorum. Müṣterek hafızamızın tek kanallı siyah beyaz televizyon ekranından Mustafali de hınzırca gülüp duruveeeyo. Ha ṣöyle, kayıp mühürler, patlayan tabancalarla ne iṣimiz olur bu güzel bahar sabahı!

Yalnız bir yere yetiṣmek için koṣtururken uçup giden vakit, beklerken geçmek bilmiyor, arkadaṣ! Bir saat her zaman altmıṣ dakika çekmiyor, iṣte. Bazen uzuyor bazen kısalıyor, hepsini bir ölçüye vurunca aynı ṣimdiki gibi yanıltıcı bir zaman birimi çıkıyor ortaya. Bu -ayıptır söylemesi- dahiyane buluṣumu, daha sonra üzerinde düṣünülecektir notuyla aklımın bir köṣesine yazıyorum. Ama yeter yahu, sıkıldım beklemekten. Çıkıp gitsem mi… motora binsem? Bulmacayı da yanımdaki koltukta fotoromanın ve gazetenin geri kalanının üzerine bırakıp kalkıyorum.

Fotoromanla didiṣirken bulmaca çözerken filan farketmemiṣim, salon dolmuṣ bile. Turnikeler sürekli dönüyor, kendileri için zamanın o an hızlı aktığı birileri telaṣla içeri girmekte. Giṣelerin önünde jeton kuyruğu. Şimdi dıṣarı çıkmakla içeride kalmak arasında kararsızım. Saat kaç acaba?

Saati sorduğum kiṣinin cevap vermesine fırsat kalmadan vapur görünüyor. İskeleye yanaṣtı yanaṣacak. Bunun üzerine motora gitmek fikrinden vazgeçip dönüyorum. Kalabalıkla beraber itiṣ kakıṣ arasında biraz önce kalktığım koltuğun yanından geçiyorum. Teyze kucağında, bıraktığım gazete yığınıyla oturmakta. Beni görünce suçüstü yakalanmıṣ gibi mahcup : “Mahallenin kabadayısı sekreter kıza yanıkmıṣ” diyor.  

 

 

 

H.T.O.

22-27 Eylul 2021

W.B.I / CT

Türkmen De WET