KÜÇÜK ARKADAŞIMA MEKTUP
27.11.2021
Canım Seço’cuğum,
Nasıl şaşırdın değil mi benden mektup alınca? Oysa posta kutularımıza bakmayı unuttuk çoktandır. Faturalar bile e-postayla gelir oldu.
Hani geçen gün bana "Ferda bu güzel anılarımız unutulmadan yazalım, sen bir başlangıç yap" demiştin ya... Düşündüm, nereden başlasam, hangi birini yazsam bilemedim ki... Kendimi bildiğimden beri hayatımdasın. Yıllara sığdırdığımız bol kahkahalı güzel anılarımız. Ve ayrı kaldığımız yaz tatillerinde birbirimize yazdığımız, ayrıntılarla dolu, komik mektuplarımız. Yaşlar biraz büyüdüğünde duygulara daha çok yer verdiysek de hep eğlenceliydi mektuplar. Zarfların üzerini bile, yalnız bizim anlayacağımız sözcüklerle doldururduk. Yazalım dediğinde, benim de aklıma böyle bir şey düştü. Bu yaşımızda tekrar mektuplaşsak nasıl olur deyip yazmaya başladım. İşte sana benden bir mektup.
Tanıştığımızda iki yaşımızdaymışız malum. Sizin kiracınız olarak taşındığımız, bahçesinde bana o yıllarda çok büyük gelen meyve ağaçları olan, üç katlı şirin bir Bahçelievler apartmanı. Küçük fakat sevimli, sobalı dairemize hoşgeldin ziyaretine geldiğinizde hemen kaynaşıp yemek masasının altına girip oynamaya başlayan iki küçük kız çocuğu. Ben biraz çekingen ve ciddi, sen ise sevimli mi sevimli, afacan... Aklım ermeye başladığından bu yana seni hep kısa kâkülün, pırıl pırıl ela gözlerin, ele avuca sığmaz, hareketli ve yaramaz hallerinle yerleştirdim zihnime. Hâlâ da öyle geliyorsun bana biliyor musun?
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın vazgeçilmezi, küçük güzel arkadaşımdın benim. Üniversite yıllarına kadar hep birlikte okuduk, yaz tatillerinde birlikte vakit geçirdik. Zaten akrabalarımızın evliliğiyle hısım da olmuştuk. Yıllar geçtikçe uzaklaşsak da kopmayan, kopamayan kardeşlikten öte tuhaf bir ilişki. Ne çok şey yaşamışız, ne çok anı biriktirmişiz çocukluğumuzda, ergenliğimizde... Üniversite yılları ilk kopuş oldu bizim için. Yollarımız ayrıldı. Herkes kendi yaşamında yol aldı bir süre. Sonra yine biraraya geldik; senin girişkenliğinle birer ikişer ilkokul ve ortaokul arkadaşlarımızı da ekleyerek. Sevgili ortaokul grubumuzun oluşmasında katkın çok büyük. Yaşlılığa adım attığımız şu günlerde sanki hepimiz çocuklaştık. Buluşmalarımızdan aldığımız keyif hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
Bu pandemi belasından epeydir görüşemedik. Senin başın kalabalık. Belki bana göre daha az hissediyorsundur dostlardan uzaklığı. Ben kısmen inzivaya çekilmiş durumdayım. Ama biliyor musun bir anlamda huzura kavuştum. Her ne kadar pandeminin yarattığı olumsuz koşullardan nasibimi aldıysam da, emekli olmak bana iyi geldi sanki. Çalışmayı severim bilirsin ancak akademik yaşamın o bol çekişmeli, hırs ve zaman zaman düşmanlık dolu ortamı ne kadar yıpratıcıymış meğer. Düşün, bir kısmı yakın arkadaşın sayılabilecek insanlarla sürekli bir ilişkiler dengesi kurmak durumundasın. Hele yüreğimin yangın yeri olduğu son yıllarda, her şey normalmiş gibi davranmaya çalışıp, bir yandan işimi gücümü eksiksiz yapma çabasındayken dengeyi tutturmak ne kadar zordu bir bilsen. Yaşarken o kadar bilincinde olamamışım üstelik. Bu yaşam hiç bana göre değilmiş gibi geliyor şimdi. Keşke üniversite dışı bir hastanede, yalnızca hekimliğimi yapabilseydim diye düşündüğüm çok olmuştur. Bu beni daha mutlu eder miydi, ondan da şüphedeyim gerçi.
Öte yandan hocalık güzel be… Onun da verdiği doyum apayrı. İlk öğrencilerimin bazıları kıdemli profesör şimdi. Diğerleri yurdun çeşitli yerlerinde ve eminim çok iyi birer hekim oldular. Hem senin tanımlamanla benim "formal" kişiliğime de pek uygun düştü akademisyenlik. Bu arada beni pek ciddi, pek formal bulursun ama öte yandan sen en iyi bilenlerdensin ne denli çocuksu bir neşem, yaşam dolu bir yönüm olduğunu. Gerçi biliyorum çok değiştim "meleğim" gittiğinden beri. Bana "Eskisi gibi ol, ben eski Ferda’yı istiyorum” dediğinde bazen şaşırıyorum, bu kadar mı yansıtıyorum iç dünyamı diye. Yüzüm gülse de gözlerim gülmüyor değil mi? İçimde kapkaranlık bir boşluk…
Sonuçta hepimiz iş yaşamlarımızla vedalaştık artık. Acısıyla tatlısıyla bir dönemimizi geride bıraktık, emekli ortaokul grubuna dönüştük. Onca derdimize rağmen sanki daha da keyifliyiz, ne dersin? Bu yaşların getirdiği kabullenmişlik belki de. Ancak son zamanlarda emekli lafına takılıp duruyorum. Hele ki ülke ekonomisinin battıkça battığı şu günlerde, bu kıymetli sözcük bende bir burukluk, bir acıma hissi uyandırıyor istemeden. Çarşıda pazarda, son birkaç yıldır inatla beyaz bıraktığım saçlarıma, makyaj yapmadığım için daha da yorgun görünen yüzüme bakanlar bana "Yardım edelim teyze" falan diyecek diye ödüm kopuyor. Vallahi diyorum bak. Fecaat! Ben bu kadar mı yüksek egolu, aristokrat ruhluymuşum?
Sen neler yapıyorsun bu zor, sıkıcı günlerde? Güzel balkonunda sürekli kitap okumak dışında bir şey yapmadığını söylesen de yemezler şekerim. Sen yine iş halletmek bahanesiyle çat orada çat buradasındır eminim. Çok uzak deyip durduğun Yaşamkent’e, kendince geçerli bir nedenle Huriş için gelip, bana uğramadığın kaçamak ziyaretlerinin de farkındayım bilesin. Yok kız, kıskanmak değil bu, gönül koymak diyelim. Onun bir şeye ihtiyacı olduğunda ilk sen geliyorsun aklına. Sizin de böyle tatlı sembiyotik bir ilişkiniz var, ne yapalım, alıştık artık. Ama bana "Sen güçlüsün, başa çıkıyorsun yaşamla" deyip durmayın artık. Kızım ceza mı bu bana? Hem güçlü olmaktan başka bir seçeneğim mi vardı? Neyse neyse bu konu bitmez. Daha çok çekişiriz.
Ailece nasılsınız? Adnan’ın sağlığının dengeli gittiğine seviniyorum. Biliyorum bu uzun süreç çok yıprattı sizi. Ama sen ara ara düşüş göstersen de çok iyi götürüyorsun. Genç meslektaşım Can ne yaptı? Yakışıklı oğlum benim. İnatla TUS’a girmiyor değil mi? Ah be evladım madem hekimlik yapmayacaktın neden onca yıl tıp fakültesinde yıprattın kendini? Berivan ve Brian da iyiler değil mi? İyi ki evlendi Berivan o çocukla. Henüz tanışamadım ama anlattığın kadarıyla onun munis karakteri bizim kızımıza çok iyi geliyor bence de. Kuçuları Gece'yle mutlu mesutlar sanırım. Hep mutlu, hep huzurlu olsunlar.
Ben senin aksine, pek okuyamıyorum eskisi gibi. Oysa ne çok okurdum. Ah babacığımın evin her odasındaki kitaplıklara sığdıramadığı kitapları. Okuma sevgimi ondan almışım besbelli. Okumak demişken ne kadar az kitap saklamışız çocukluk dönemlerinden. Doğan Kardeş Yayınları, İyigün Yayınları ne güzel kitaplar çıkarmıştı. Kaç kere okuduğumu hatırlamadığım Gri Şapkalı Adam bende hâlâ duruyor. Sonra Bülbülü Öldürmek, Heidi Öğretmen bir de sahaflarda bile asla bulunamayan masal kitabı Allah Rahatlık Versin. Ne çok severdim o kitaptaki masalları. Sonra kızlarımıza okuduk defalarca onları. Hansın'cığım ne güzel okurdu, tatlı tatlı. Ailece ezberlemiştik bütünmasalları. Bazen Çiğdem'le o kitaptaki masal isimlerine atıfta bulunuyoruz. Mesela Çiğdem bana “Mendilli Kraliçe” diyor, her yere kâğıt mendil bıraktığım için. Oyunlarla olduğu kadar, kitaplarla da zenginleşen o güzelim çocukluk günlerimiz… Bir gün toparlayalım elimizde kalanları.
Sonra hop dönem değiştirmece. Çılgın on iki on üç yaşlarımızda Resimli Roman, Foto Roman dergilerinin, Muazzez Tahsin Berkand’ların, Kerime Nadir’lerin hayatımıza girişi. Ben sanırım babamın kitaplarına da o dönemde sardırdım. Çehov, Gogol, Gorki'yle başladığımı hatırlıyorum. Rus edebiyatına tutuldum böylece. Sonra gerisi geldi malumunuz. "Babacığım bana önereceğiniz bir şey var mı?" diye soruşlarım, onun itinayla o yaşlarda rahat okuyabileceğimi düşündüğü kitapları seçişi, dün gibi aklımda. Bilirsin kitaplarını mutlaka renkli takvim yapraklarıyla kaplar, sırtlarına da inci gibi yazısıyla, isimlerini ve yazarlarını yazardı. Babacığımın mirası. Öyle kıymetli ki bizler için. Ay ben nereden gittim gene bu anılara.
Şimdilerde kitap alma merakımdan vazgeçemiyorsam da, elimdeki kitap günlerce, haftalarca sürünüyor. Kızamıyorum da kendime. Aklımı veremiyorum ki… Kafam çok yorgun. Okuduğum, izlediğim her şeyi unutur oldum zaten. İster misin bir de alzheimer çıksın başıma. Her şeyleri, bütün acıları unuturum ne güzel olur. Aman tövbe diyeyim. Çocuğum bir de benimle uğraşmasın.
Ah Çiğdoş’um, akıllı, güzel kızım benim. Yaşadığı onca travmadan, büyük kayıplardan sonra şimdi bir de Mete’den ayrılınca çok sarsıldı minik kuşum. Evlilik planları yapıyorlardı oysa. Birbirlerini hâlâ çok severlerken, bu kararı vermek ve bütün sorumluluğu tek başına üstlenmek… Çok üzüldü çok. Kendinden çok Mete için üzüldü. Oysa Çiğdem’in yaşadığı daha ağırdı bence. Onu esas sarsan, depresyona sokan bir kayıp daha yaşaması oldu. Eski acıları tetiklendi. Ama bunun da üstesinden geldi şükür. O deli dolu, komik, neşeli, hiperaktif kişiliğiyle bildiğiniz Çiğdem, iç görüsü gelişmiş, mantıklı ve çok kararlı bir kızdır. Olayları, yaşamı aynen benim gibi çok ciddiye alır. Sen bu yönünü pek bilmezsin. Zaten ona Mete'le kişiliklerimiz, değer yargılarımız çok farklı, yaşama aynı yerden bakmıyoruz, sevgi mutlu olmak için yetmiyormuş gerekçesiyle ayrılma kararı verdiren de bu özellikleri oldu. Ne diyeyim yolları açık olsun ikisinin de.
Biliyorsun Çiğdem annemlerin Aşağı Ayrancı’daki evine taşınalı neredeyse dört yıl olacak. Benim büyüdüğüm, seninle de pek çok anımız olan o ev, ne güzeldir. Bir gün gidelim de anılarımızı yad edelim. Çiğdem'in deyişiyle annemin aydınlığı, huzuru geçmiş eve sanki. Çiğdoş da çiçek gibi bakıyor evine. Ben çok az gidiyorum ona gerçi. Ne kadar kızımın evi de olsa hüzünleniyorum orada. Daha çok Çiğdem bana geliyor ya da dışarıda buluşuyoruz. Tunalı benim de mekânım oldu sayesinde.
İşte cancağazım, pek bir şey yapamasam da günler hızla geçiyor. Bu arada tam bir televizyon kuşu oldum. Sürekli bir şeyler seyretme durumundayım. Sabah ritüelim belli. Çayımı içerken illa ki TV başına geçip haberler izlenecek, akşam haberleri asla kaçırılmayacak. Sürekli haber dinlemek de insanı nasıl aşağı çekiyor. Bazen seni eleştiriyoruz, gayet kararlı bir şekilde haberle, şunla bunla ilgini tamamen kestiğin için ama ben yapamıyorum işte. Haber dışında hoşuma giden birkaç diziyi takip ediyorum akşamları. Bildiğin gibi esas olarak çoğu kişi gibi özel film kanallarını izliyorum çokça. Aaa bir de kültürel faaliyetlerim var esas. Sana söz etmiştim Cin Ali Vakfı’ndan,Tıp Fakültesi’nden arkadaşlarım sevgili Nesrin ve Hüseyin’den. Ne şirin değil mi ve ne kadar takdire değer bir girişim. Cin Ali’nin yaratıcısı değerli Rasim Kaygusuz Hoca’nın anıları bu vakıfla yaşatılırken, çocuklara olduğu kadar büyüklere de yönelik pek çok kültürel faaliyette bulunuyor vakıf. Nesrin ve kız kardeşi, eşleriyle birlikte çok emek veriyorlar vakfa. Şimdi ben de pandemi sonrası "online" olarak sürdürülen bu faaliyetlerden ikisine katılıyorum. "Sinema Kulübü"nden söz etmiştim sana sanırım. Yeni olarak "Yaratıcı Yazarlık" grubuna da katıldım. Yazarlık grubu iki yıldır çalışmalarını sürdürüyormuş. Ben sonradan gelen olarak duruma vakıf olmaya çalışıyorum henüz. Hocamız bu konuda çok motive edici, grup arkadaşlarım da öyle. Gonca Hoca da Hacettepeli, Edebiyat Fakültesi’nden değerli bir edebiyatçı/akademisyen. Üstelik çok da güler yüzlü. Biliyor musun Ayçe de birkaç kez, yazılarını fikir almak için ona gönderdiğini söyledi bana. Grup arkadaşlarımı yavaş yavaş tanıyorum. Hepsi de ayrı ayrı çok değerli, renkli kişilikler. Böyle seçkin bir grupla çalışmak çok keyifli oluyor.
İşte böyle küçük arkadaşım... Epey de uzatmışım lafı, yazdıkça yazasım geldi. Bu mektubu aldığındaki şaşkınlığını ve sevincini düşündükçe ne iyi ettim de bir başlangıç yaptım diyorum, senden de bana yanıt geleceğinden emin olarak… Ne çok hayıflanmıştık eski mektuplarımızı saklamadığımız için. Deli deli şeylerdi gerçi, ama keşke tekrar okuma fırsatımız olsaydı. Belki bunları saklarız ama eskisi kadar keyifli olamaz ki bu mektuplar.
Canım, seni sevgiyle kucaklıyorum. Çocukları öp benim için. Adnan’a çok sevgi ve selamlar. O dünya güzeli Minnak hanımın yumuşacık tüylerini de bir güzel okşa. Bitsi ve Minka hasseten sevgilerini gönderiyorlar Minnak’a…
Küçük arkadaşın
Feride