SAFİNAZ
Dinlemek için galiba önce sakin olmak gerekiyor. Bir şeyi beklerken veya yay gibi gergin olduğunda dinleyemiyor insan. Küçüçük bahçede sonbahar yapraklarına bastığımda çıkan çıtırtıları ve rüzgârla dalgalanan ağaç yapraklarının hışırtılarını duyuyorum. Arka sokaktan geçen arabaların motor homurtuları derinden, caddeden geçenlerinki daha yüksekten işitiliyor. Çevredeki inşaatlardan gelen sesler, kuş cıvıltılarını ve odadaki müziğin sesini bastırıyor.
Bahçede sonbahar güneşinin tadını çıkarırken karşı bahçeye geçmiş olan Safinaz’la göz göze geliyoruz. Fırsatı hemen değerlendiriyor. Çitlerin altından süzülüp bahçeyi kabadayı bir yürüyüşle geçip, dizlerime, oradan kucağıma ve nihayet boynuma yerleşiyor. Bir yandan mırıltılar çıkarırken omuzlarımı da patileriyle yoğurarak sevgi gösterisine devam ediyor. Ben onun ron ronlamalarını dinliyorum, o da benim kalp atışlarımı... Sezgileriyle duygularımı benden daha iyi çözümlediğinden eminim. Nasıl mı, anlatıyorum…
Safinaz'la ben yaklaşık üç aydır aynı mekânı paylaşıyoruz. Safinazgillerle ilişkim, "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" kıvamındaydı eskiden. Safinaz’dan önce Zeytin’le tanışmıştım. Zeytin cins (British Shorthair) bir kediydi. Evde doğup annesinden ayrılabilecek çağa gelince Zeynep’in kedisi olarak bizimkilerin evine katılalı bir yıl ya var ya yoktur. Tatile gittiklerinde evlerine uğrayıp Zeytin’in suyunu mamasını kontrol etmiş, onu biraz oynatmaya çalışmıştım. Zeytin kendini sevdirmiyordu, saklandığı köşeden çıkarabilmek için iple topla onu ikna etmem gerekiyordu. Ben de bu mesafeden memnundum doğrusu. İşte Safinaz'dan önceki hayatım böyleydi.
Cin Ali ailesi genel olarak kediseverlerden oluşuyor. Cin Ali Kütüphanesi'yle birlikte, Dewey gibi, bir de kütüphane kedimizin olması fikri bazılarımıza sıcak geliyordu. Benim tereddütlerim vardı ama bilirsiniz, ekip liderinin oyu her zaman ağır basar.
Safinaz, Cin Ali’ye kütüphane kedisi olmak üzere sokaktan geldi. Sokak hayvanları konusunda duyarlı çalışanımız Uruç, Mamak çöplüğünde bulunup Kuğulu Veteriner Hekimliği'nde tedavi altına alınan sokak kedileri olduğunu öğrenmişti. "Bir gidip bakayım" dedi ve kucağında Safinaz’la geri döndü. Yeni anne olmuş, epey hırpalanmış kedi, geldiğinde öyle yorgun ve bitkin bir haldeydi ki ona ayırdığımız kutuda günlerce uyukladı. Susadığında ve acıktığında kutudan çıkıyor, çöp gibi bacaklarının üzerinde yalpalayarak kaplara yaklaşıyor, zaten iri olan gözleri, olduğundan daha da kocaman görünüyordu. Uruç "Ben almasaydım kimse almazdı, albenisi olmadığı için bunu seçtim" demişti. Hiç o gözle bakmamıştım ama Uruç’a da hak vermiyor değildim. Nevin de görür görmez, "Bu ne böyle Temel Reis’in Safinaz’ı gibi" demişti, bizim kedinin adı öylelikle Safinaz kaldı. Daha sevimli isimler bulduk, toplantılar yaptık, oy çokluğuyla başka bir isim seçtik ama ona Safinaz’dan başka bir isimle seslenmeyi beceremedik.
Bütün bu süreçte Safinaz’la birbirimizle fazla haşır neşir olmadan yaşamımızı sürdürdük. Bir gün ben, vakitsiz bir kayıp haberiyle yirmi gün kadar Cin Ali’den uzak kaldım. Kırık dökük döndüğümde beni görülmeye değer bir sevinç gösterisiyle karşıladı. Ben daha ne olduğunu anlamadan kucağıma tırmanıp ellerimi, göğsüme tırmanıp yanaklarımı yaladı. Dilinin zımpara gibi olduğunu o vakit fark ettim. Şimdi o beni sarıp sarmalıyor, görünmez yaralarımı sağaltmaya uğraşıyordu. Böyle geçirdiğimiz günlerden sonra, yokluğumda kendine güveninin geldiğini, semirmiş ve güzelleşmiş olduğunu farkettim. Kafeyi sahiplenip yerleşmişti, ona ayrılan yer dışında ne kadar minder varsa hepsini geziyordu. Tanıdık tanımadık kim gelse kucağına tırmanıp onunla ilgilenmesini istiyordu. Kütüphane kedisi olmak için aranan bir özellik bu ancak beni seçerken gösterdiği duyarlığı misafirlerimize de gösterse ve ondan hoşlanmayanlardan uzak dursa çok iyi olacak. Oysa üstüne üstüne gidiyor bazılarının. Söylediklerimi anlasa da bildiğinden şaşmadığını düşünüyorum. Bazen çalışırken gelip defterimin üzerine veya bilgisayarın klavyesine yatıyor, elimdeki kalemi oyuncak yapıyor, onunla ilgilenmemi istediğinde benim ne yaptığımın hiç önemi yok. Kalkar kalkmaz benim sandalyeme kıvrılıyor. Üç beş arkadaşla sohbet etmeye başlamışsam, tıpkı annesinin kucağında oturan iki buçuk üç yaşındaki çocukların arkadaşlarıyla konuşan annelerinin yüzünü elleriyle kendilerine çevirmeye çalışarak çeşitli sorular sormaları gibi, Safinaz da omzuma tırmanıp yanaklarımı yalamaya başlıyor.
Bir yerlerde okumuştum, kediler iletişim içinde oldukları kişileri kendilerinden daha büyük bir kedi olarak algılarlarmış, Safinaz da beni ne sanıyorsa artık…
9.10.2018