SPOR ÇANTASI

SPOR ÇANTASI

Ortaokulum eve yürüme mesafesindeydi. Evden çık, dört bina boyunca yürü, trafik ışıklarından ana caddeyi geç. Geçtiğin noktada Serdar’la buluş. Onunla konuşa konuşa altı bina kadar yürü. İşte okul. Konuşma konumuz genelde o günün dersleri.

Ortaokulda beden eğitimi öğretmenimiz ilk gün dersle ilgili kuralları çok sert ve açık bir dille  bildirdi. Birincisi dersin adıydı: Dersin adı “beden” değil BEDEN EĞİTİMİydi! Konuşurken “beden” dersi denmesini kesinlikle istemiyordu. İkincisi, ders okulun spor salonunda yapılacaktı! Herkes dersten önce spor ayakkabısını giyerek salonda olmalıydı. Salonun parkeleri cilalı olduğu ve sokakta giyilen ayakkabıların altındaki tozlar, taşlar kaplamayı bozacağı için sokakta giyilen ayakkabılarla salona kesinlikle gelinmeyecekti. Ek temizlik önlemi olarak, gazyağı dökülmüş beze ayakkabılarımızı silerek salona girecektik. Üçüncüsü de derse eşofmanla gelinmesiydi. Eşofman giymemiş öğrenciler derse katılamayacaktı ve üç kez derse gelmeyen öğrenci zayıf not alacaktı.

Bu durumda beden eğitimi dersimizin olduğu çarşamba günleri iki çantayla gidiyordum okula: Günlük okul çantam ve spor malzemelerimi taşıdığım çantam. İlk beden eğitimi dersinde öğretmenimiz salonun kapısında bekleyip, eşofmanı ve spor ayakkabısı olmayanları salona almadığı gibi herkesin önünde onları azarladı. Sonraki birkaç derste de aynı davranınca kurallar bende takıntı halini aldı. Çarşamba günleri spor çantamı unutmamalıydım! Ders bitip eve gelince spor çantası olduğu gibi bir kenara kaldırılır, bir sonraki çarşambaya kadar orada beklerdi. Çantanın içindeki ayakkabı, sokakta giyilmeyeceği için çantadan hiç çıkmazdı. Kirlenen eşofman yıkanır yıkanmaz doğruca çantaya girerdi. Önemli olan çarşamba günü spor çantasını unutmamaktı, gerekli malzeme hep içindeydi.

Bir gün yine okula gitmek için evden çıktım. Ana caddeyi geçtim, Serdar’la buluştuk, derslerden konuşarak yürüyorduk ki Serdar “Spor çantan nerede?” diye sordu. Aaaa… Spor çantamı almayı unutmuşum. Hemen eve dönüp, çantamı alayım, ilk derse yetişirim diye telaşla eve koştum. Beden eğitimi dersine bir defa girmemek önemli değildi belki ama arkadaşlarımın önünde azarlanmak istemiyordum. Kapıyı açtım ayakkabımı çıkarıp içeri girdim. Spor çantamı alıp merdivenlerden hızla iniyordum ki bu sefer de eve girdiğimde bir kenara attığım okul çantamı almayı unuttuğumu fark ettim. Geri dönüp tekrar merdivenleri çıktım, iki kat! Tekrar kapıyı aç, ayakkabıları çıkar,okul çantamı al. Merdivenlerden inerken… Aaa bu sefer de ayakkabılarımı giymemişim, iyi mi?! Çoraplarla dışarı çıkmışım!

Ne oluyor böyle?!. Beş dakikada halledeceğim iş aksiliklerle uzayıp gidiyor. İlk dersi kaçıracağım herhalde... Sakin olmalıyım, telaş ettikçe hep birşeyler aksi gidiyor. Üstüm başım tamam. Okul çantam ve spor çantam da tamam. Eksik bir şey olup olmadığını tekrar kontrol ediyorum. Evet evet, eksiğim yok. Evden çıkabilirim. Merdivenlerden iniyorum. İn in merdivenler bitmek bilmiyor. Altı üstü iki kat ineceğim, ne kadar da çok basamak varmış. Daha önce hiç farketmemiştim. Ellerimde çantalarla nasıl olacaksa, ilk derse ancak koşarak yetişebileceğim. Telaş ettikçe çantalar da ağırlaşıyor mu ne?!. Apartmandan sokağa çıkıyorum. Aaa bu da ne? Ben neredeyim? Bulunduğum yeri daha önce hiç görmedim. Sanki spor çantasını almak için geçen sürede dışarısı değişmiş. Çevredeki binalar tanıdık değil. Dört bina boyunca yürüyeceğim sokak yok. Hiç tanımadığım bir semtteyim. Yönümü bulamıyorum. Ortalıkta kimse yok ki sorabileceğim. Okula ne taraftan gideceğim?.. İçim daralıyor, kalp atışlarım hızlanıyor. Öfff!..

Uyanınca rahatlıyorum. Odamın duvarında asılı takvime bakıyorum, ohhhh bugün çarşamba değil. Düşünüyorum... Liseyi bile bitireli iki sene oldu. Artık spor çantasını unutma sorunum anılarımda var, bir de rüyalarımda.

 

4.1.2021

 

Mehmet ÖNDER